Sağlıklı Beslenme Ve Kilo Verme Yolculuğu -1-

8

Bir gün gelip sağlıklı beslenme ve kilo verme yolculuğu hakkında deneyimlerimi yazacağımı hiç düşünmezdim. Abur cubur değil ama hamur işi seven, tatlı diye deliren, sabah kahvaltıda dört zeytinli açmayı bir oturuşta yiyebilen, kilo almayı bırakın tüm bunların üstüne kilo veren bir insandım. Otuzlu yaşlarıma gelene kadar hep çok zayıf olduğumu söyleyenler, hilkat garibesi yakıştırması yapanlar, minare bacak diye alay edenler oldu etrafımda. Kırklı yaşlarımda hepsinin sesi kesildi. İstedikleri olmuştu, artık normal kilolu olmuştum. Hatta yavaştan kilomu dert etmeye başlamıştım.

Ne oldu da metabolizması bu kadar iyi çalışan, her şeyi yiyip asla kilo almayan ben, şişmanlamaya başlamıştım?

On altı yıl önce hamileliğimin üçüncü ayında ortaya çıkan “Haşimato” ve “Hipotiroidi” hastalıkları hayatımda yeni bir sayfa açtı. Üstelik hiç de beyaz olmayan bu sayfa benden bir dönem çok şey alıp götürdü…

Haşimato ve hiptiroidi teşhisi konduktan altı ay sonra doğum yaptım. Doğumda aldığım on altı kilonun sekiz kilosunu hastaneden çıkarken vermiştim bile. Ne olacak kalan sekiz kiloyu da bu gidişle iki ayda veririm derken on altı yıl boyunca 58-59 kilolarda takılıp kaldım. Rejim yapıyorum, devamlı spordayım, ekmeği kesiyorum, yürüyorum yok arkadaş en fazla elli altıya iniyorum. Kabul ediyorum boyuma göre (162 cm) kilom fazla değil ama günden güne aldığım kilolar yapışıp kalıyor ve zaman geçtikçe gram gram artıyor. Ben kilo veremedikçe kullandığım ilacın dozu hiç azalmıyor. Aslında anlayacağınız üzere kilo vermek istemekteki amacım zayıflamaktan çok ilaç azaltmak hatta kullanımına son vermek.

Tüm bu süreç devam ederken bir de gaz sancıları çekiyorum. Gayet güzel bir gün geçirirken bir anda karnım yedi aylık hamile gibi şişiyor, mideme saplanan gaz nefesimi kesiyor, sırtıma vuruyor ve gözümü acilde açıyorum. Bir şey dokunuyor ama bulamıyorum. Yaptırmadığım test, gitmediğim doktor kalmadı. Midemde sorun var ama gaz sancısının kesinlikle bundan dolayı olmadığını söylüyor her doktor.

Dışarıda yemek yemeyi seven, arkadaş, aile ortamlarında uzun masalarda yiyip içip muhabbetten hoşlanan, değişik restoran ve yemekleri denemek hobisi olan ve evde de yemek yapmaktan zevk alan biriyim. Yani mutfağa düşkünüm, yemekli sosyalleşmeleri seviyorum. Hal böyle olunca düzenli rejim yapamıyorum ya da yediklerime dikkat edemiyorum. Sağ olsun pandemi de tuzu biberi oldu bu durumun. İlk zamanlar ekmek pişirenler kategorisinde ön saflarda yer alırken, açmalarım, pidelerimle de yarışmacılara başarılar diler oldum. Nasılsa bugünler bitecek, normale döneriz, daha dikkatli oluruz diyerek mantığa bürünüyor ama içten içe kendimi kandırdığımı da fark ediyordum. Farkındalığın gözü kör olsun.

Restoranların açık olduğu dönemde bir akşam çok sevdiğim bir arkadaşımla buluştum ve gözlerime inanamadım. Hayli kilo vermiş, cildi güzelleşmiş, yaşam enerjisi artmış ve en önemlisi son derece pozitifti. Ne oldu bana diye, ben sormadan anlatmaya başladı. Hayatından gluten ve rafine şekeri çıkartmış. Hadi gluteni keseyim de ben tatlısız yaşayamam ki. Üstelik evde sürekli bunları pişiren kızım varken. Denedim bir hafta şekeri kestim sevgili okur. Altıncı günde, evdekiler elmalı kurabiye yiyor, mis gibi hamur kokan pizzalar söylüyor, eh bana yazık değil mi deyip yedinci gün vazgeçtim. Bazen onları da ikna etmeye çalışıp hadi daha sağlıklı beslenelim diyorum, hiç oralı bile olmuyorlar. Ben de vazgeçiyorum. Şunu unutuyorum ama onların sağlık ve kilo problemi yok.

Bir ay önce sosyal medyada önüme sürekli nefis görünen yemek tarifleri ve fotoğrafları düşmeye başladı. Okuyorum, nohut unu, badem unu ile yapılmış. Şeker yerine dut kurusu, hurma kullanılmış. Görüntüler şahane, benim şekerle yaptıklarımdan farksız. Bir iki tarifi denedim, kahvaltıda yenilecek, ara öğünde atıştırılacaklardan. Hiç fena olmadı. O zaman karar verdim. Dolabımın un, şeker, bakliyat rafında düzenleme yapacaktım. Beyaz un, toz şeker gitti yerine karabuğday, nohut, kinoa, badem unu geldi. Süt zaten sevmem ve içmem ama gerekirse badem sütü kullanmaya başladım. İnek peyniri yerine keçi peyniri, çok sevdiğim patates yerine nadiren de olsa tatlı patates tüketmeye başladım. Maşallah hepsi de pahalı şeyler dediğinizi tahmin ediyorum. Birincisi; sürekli hamur işi yapmıyorum, ikincisi; yaptığım zaman bunların vücuduma iyi gelmesi nedeniyle doktor masrafım bitti.

Su içmeyi sevmeyen biri olarak her saat başı bir bardak su içmeyi şart koştum kendime. Bir de yazının sonunda tarifini vereceğim ananas kabuğundan hazırladığım çayı günde iki kez tüketmeye çalışıyorum. Çölyak hastalığım yok çok şükür, bu nedenle çok katı olmam gerekmediğini, arada kaçamak yapabileceğimi kendime hatırlatarak kafamı da rahatlatıyorum. Arada kızımın yaptığı güzel kurabiyelerin tadına bakıp, iki kadeh alkol alıyorum. Ertesi gün daha az yiyerek telafi ediyorum. On bin adım atıyorum ya da pilates yapıyorum.

Pandemi dönemini şu anda fırsat bilip, dışarıda yemeyi de kestiğimiz için evde sağlıklı yiyecekler yapmak daha kolay oldu. Başka çare yok deyip dışarıdan servisi de mümkün olduğunca kullanmıyorum.

Sonuç olarak sabahları aç karna ceviz suyu ve yarım saat sonra kahvaltı, arada acıkırsam -ki size vereceğim tariflerle hiç acıkmıyorum- hurma, badem yiyorum.  Öğle yemeği bazen yiyorum bazen atlıyorum. Akşamüstü çayı ve yanında atıştıracak olmazsa olmaz bende.  İşte yaptığım glutensiz poğaçalar, şekersiz kekler cankurtaranlarım. Akşam yemeğinde sulu sebze yemeği varsa yanında mutlaka bir dilim glutensiz ekmek yiyorum. Et, balık, bakliyatı da haftanın günlerine bölüyorum. Beni en zorlayan kısım hafta sonları. Evdekiler hazır gıda ve abur cubur yiyince canım istiyor ama artık onu da çözdüm. Onlar pizza mı söylüyor ben de kendime ıspanaklı kiş yapıyorum bazen de dediğim gibi kaçamak yapıp onlara katılıyorum. Ertesi gün bir öğün yemiyorum.

Üç haftada toplam iki buçuk kilo verdim. Gaz sancısını geçtim karnım bile şişmiyor. Ayak bileklerimdeki geçmeyen ödem geçti. O takıldığım kiloyu geçip eksiye geçince vücudumun direnci de kırıldı sanırım ve kilo vermem hızlandı.

Ben “hayatta yapamam” “şekeri kesemem” “hamur işi olmadan yaşayamam” kalıplarımı kırdım önce. Hamur işinin tanımı değişti, kurabiyenin içeriği. Yine yiyorum ama daha sağlıklısını. Üstelik artık masada gördüğüm pudra şekerli elmalı pastadan da bol yağlı su böreğinden de canım istemiyor. Alternatiflerinin olduğunu bilmek beni rahatlatıyor.

Ne mi yiyorum? İşte onları bloğumu takip edersen, hatta abone değilsen abone olursan öğrenebilirsin. Hepsini yazacağım. Bunlar benim bulduklarım, yarattıklarım. Kim bilir neler var daha bilmediğim.

Bu satıra kadar okuma sabrını gösterdiğin için ödem attıran çayımla yazıma son verirken “sağlam kafa sağlam vücutta bulunur” sözünü de hatırlatmadan geçemeyeceğim.

Ananas kabuklu çay

1 ananasın kabuğunu soyup, dilimleyip iyice yıkıyorum ve iki saat tuzlu suda bekletiyorum. Sonra yine yıkayıp, 1.5 litre suyun içine kabukları, iki adet çubuk tarçını, bir adet dörde bölünmüş elmayı (kabuklarıyla), bir tutam kiraz sapını varsa iki üç yaprak avokado yaprağını (aktarlarda mevcut) bir taşım kaynatıp bekletmeden süzüyorum. İster soğuk ister sıcak için. Bana üç gün gidiyor bu çay.

Ben, bana iyi gelen şeyleri yazıyorum. Bu demek değil ki bana iyi gelen herkese iyi gelecek. Daha önce hiç kullanmadığınız, yemediğiniz, içmediğiniz şeyleri doktora danışmadan tüketmemenizi özellikle belirtmek isterim. 

İsteyen herkes versin fazla kilolarını.

8 YORUMLAR

  1. Tebrikler canım benim. Bende sabah kahvaltısı ve akşam yemeği (2 öğün) beslenmeye başladım. 7-8 ay olacak. Her gün elimden geldiğince yürüyorum. Tatlı ve karbonhidratı kestim. (Ara sıra kaçamak yapıyorum tabi😊) toplamda 13 kilo verdim. Stres biraz kilo dengemi şaşırtsa da kendimce bir düzen kurdum. Nohut unu ve Kuru fasülye unu ile çok güzel tarifler yapıp yedim. Keçiboynuzu unu tatlılar için iyi fikir. Sağlıklı beslenme yolculuğunda başarılar ve devamlılık diliyorum. Sevgiler,

  2. Bana ilham veriyorsun. Senin yaptığın sağlıklı yiyecekleri yapıp yiyorum, yiyeceğim. Çok teşekkür ederim benim tatlı kızım

  3. Ben de bu yolda kendimce adım adım ilerliyorum canım. Ama henüz senin yaptığım malzemeleri kullanmadım. Ekmeği yok denecek kadar azalttım. Meyve arada bir. Tatlı çok aramıyorum. Abur cubur çok önemli. Bunlar gidince ve bol suyla 3 kilo kadar verdim. Hareket olsa daha da iyi olacak bence. Bakalım ona da sıra gelecektir mutlaka🥰👏🏻👏🏻👏🏻👏🏻Tebrik ediyorum azmini canım benim👏🏻👏🏻👏🏻❤️

  4. Harikasın Banucum,
    Tek söylemek istediğim cevizi suya koyup tüketmen çok iyi ancak ıslattığın suyu içmeni tavsiye etmem. O fitik asit içeriyor ve fitaz enzimimiz olmadığı İçin sindiremiyoruz. Ayrıca bizlm için iyi mineralleri özellikle çinkoyu bağlayarak bedenden atılmasını sağlıyor. Naçizane tavsiyem olsun.
    Kalemine sağlık 🥰

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here